Cihan Tuğal: Arap Baharında Türkiye'nin Rolü: Demokratik Yeniçeriler

Arap Baharı'nda Türkiye'nin rolüBu blog yazısını Cihan Tuğal'un 17 Ekim 2012 tarihli makalesini okuduktan sonra yazmaya karar verdim. Yazı genel hatları ile tarihsel bir kaynak olması için hazırlanmış. Genel hatları ile yazar, bilimsel dünyadaki yazım diline ve referansların kullanımına özenle dikkat etmiş. İçeriğini incelediğinizde yaklaşık 100 yıllık Türkiye ve bölge tarihini özetlemek / anlatmak / yorumlamak için hazırlandığını görebilirsiniz. Yazı ile ilgili olarak hemen göze çarpacak bir diğer konu da, Cihan Tuğal'ın makalesindeki yorumlarında sol görüşün ve şu anki hükümete yönelik eleştirilerin oldukça baskın durumda olması. Yazı biraz objektiflikten uzaklaştığından, yazarın iddialarına katılmayan okuyucular için yazıyı takip etmek biraz can sıkıcı hale gelebilir. Niye böyle düşündüğümü birkaç madde halinde açıklamama izin verin:

Maddelerden Biri



Öncelikle, Cihan Tuğal'un yazısını dikkatle okuduğunuzda tarihsel olayları yorumlarken, olayların anlaşılması için gerekli süreyi vermediğini ve dış politikadaki diğer parametreleri gözardı ettiğini görüyoruz. Bilinen belli başlı gerçekleri referansları ile birlikte verdikten sonra kendi görüşlerini ya da olmasını istediklerini gerçekmiş gibi anlatıp konuyu bağlamaya çalışmış. Eleştirilerimi örneklendirmek için hemen yazının başındaki AKP'nin Irak İşgalini desteklemesi konusunu seçtim.

Bu konuyu daha iyi bir şekilde anlayabilmek için siyasi ve tarihsel konularda çok kritik olduğunu düşündüğüm iki bilgiden kısaca bahsedelim:

1. Süper Güçler:

Türkiye hem kuruluş dönemi sonrasında hem de soğuk savaş döneminde kendisine abi olarak Amerika'yı seçmiştir. Bu Rusya da olabilirdi, bir başka güç de. Seçimin doğru yapıldığını bugün açık bir şekilde görebiliyoruz. Buna değinerek gelmek istediğim nokta: Türkiye'nin kendisi şu anda bir süper güç olmadığından kararlarını tek başına vermesini, çıkarlarını tek başına koruyabilmesini ve sadece kendi iradesiyle hareket etmesini beklemek biraz hayal olur. Ülkemiz kendi dış politikasını belirlerken babası ya da abisi olarak da ifade edebileceğimiz Amerika'nın isteklerini / eleştirilerini / saygınlığını dikkate almak durumundadır. Büyüklerimize karşı uygulayacağımız denge ve mutlu etme politikasıyla, kendi dış politika denklemimizde yararımızı arttırmaya çalışıyoruz. Öncelikle bunu anlamak gerekir.

2. Gizlilik ve Denge Politikası:

Tarihsel olaylar yorumlanırken yeni / güncel / birkaç yıllık olayları kendi ağzından oluyormuşçasına anlatmak son derece yanlıştır. Takdir edersiniz ki son derece çetrefilli siyasi olaylar yaşanırken, dış politikada farklı ülkelerin ihtiyaçlarını da gözönünde bulundurarak kendi istediğini almak o kadar da kolay değildir. Dış siyasette, bazen gerçekler göründüğü gibi olmazlar. Arka planda istenen ayrıdır, yapılan ayrıdır, halka ve diğer devletlere gösterilenler apayrıdır. Ki zaten asıl politika ve siyaset de bu noktada başlar!

Bu önbilgilerin ardından, bu kısımdaki örneğimize geri dönersek: Birkaç yıl önce AKP'nin / hükümetin / Erdoğan'ın Amerika'nın Irak işgalini desteklediğini iddia etmek tamamen bireysel bir yorumdur. Yukarıda açıkladığım ilk bilgi sebebiyle Türkiye'nin Amerika'yı gözardı etmediğini biliyoruz. Bizimle gelin dediğinde tamam geliriz demek zorunda kaldığımızı da az çok biliyoruz. Ancak, Türkiye'nin yapmak istemediği bir konuda gerekli bahaneleri üreterek bu işten uzak kaldığını da hep birlikte yaşadık. Sonuç olarak burada anlatmaya çalıştığım; bu gibi önemli konularda fazla iddialı olmayı ya da gerçek gibi anlatmayı doğru bulmamam. Bu gibi konularda, ancak yeterli bir süre geçtikten sonra, olayı yaşayan şahıslardan / birinci kişilerden dinleyerek veya olayın tarihi / ekonomik / siyasi sonuçlarını inceleyerek gerçeği öğrenebiliriz. Bu sebeple, Cihan Tuğal'un yazısında bu gibi konularda oldukça özensiz davranmasını eleştiriyorum. Referansları ve bilinen gerçekleri verdikten sonra yorumlarını gerçekmiş gibi anlatması benim açımdan yazının güvenilirliğini oldukça sarsmıştır.

Maddelerden Biri



Cihan Tuğal'ın yazısının birçok bölümünde bilinçli olarak kendi ülkesini karalamasına anlam veremiyorum. Bana en ağır gelenlerden birisine burada yer vermek istiyorum. Cihan Tuğal başkasının içişlerine karışan AKP'yi eleştirirken "Bu kibir Erdoğan hükûmetinin Türkiye Kürtlerine yaklaşımında fazlasıyla görünüyor. Türk devleti 1984'ten bu yana Kürt vatandaşlarının yaklaşık 40 binini yani en az Beşar Esad'ın kendi vatandaşlarını öldürmekten sorumlu tutulduğu kadarını öldürdü".

Bu bakış açısında oldukça zorlayıcı ifadeler yer almaktadır. Hem şehitleri hem de teröristleri devletin bilinçli olarak öldürdüğünü iddia etmek ne yazık ki makaleyi takip etmemi zorlaştıran bir diğer önemli etken olmuştur. Burada, yorumu yapan kişinin bir İngiliz ya da Fransız tarihçisi olması durumunda bilgisizliğini / bilerek karalamasını hoşgörüyle değerlendirebileceğimi vugulamak isterim.

Evet, devletimiz büyük hatalar yapmıştır ve bunun sancısını hepimiz yıllardır çekiyoruz. Bu hataların sonucunda bir terör örgütü oluşmuştur. Birçok ülkenin, çıkarları gereği Türkiye'nin önünü kapamak için PKK'yı desteklediği de ortada. Bu terör belasına çok sayıda şehit verdiğimizi de biliyoruz. Bazı Kürt aileleri dağdaki kendi çocuklarını da şehit olarak görüyorlar. Bunu bile anlamak bir nebze olsun mümkün. Ancak ölen tüm şehitlerin, masum insanların ve halka zulmetmiş olan teröristlerin tüm faturasını devlete çıkarmak ve bununla sadece şu anki hükümeti karalamaya çalışmak biraz biraz olmamış.

Kendisi sol görüşlü olmaya çalıştığı bellidir ve bunu eleştirmiyorum. Ancak, ülkedeki Kürtlerin sol partiler zamanında devletten koparıldıklarını, Türk oldukları baskısının oluşturulduğunu ve asimile edilmeye çalışıldıklarını, Kürtçe konuşmalarının yasaklandığını, Kürtçe isim yasaklamalarının yapıldığını vs. kendisine hatırlatmak gerekiyor. Bunları kullanarak sağ görüşteki düşünceleri eleştirmesi anlamsız olmaktadır. Yeri gelmişken, ülkemizde gerçek anlamda sağcılık ve solculuğun ne olduğu pek bilinmediğinden ve bu önemli terimler genelde yanlış anlamlarda kullanıldığından bağlantıdaki yazıya bir göz atmanızı tavsiye ediyorum.

Burada kişisel bir bakış açımı vermek istiyorum. Ben devlet denen kurumu her zaman bir aileye benzetirim. İçinde farklı görüşleri / kişilikleri / zevkleri / hayalleri olan çocuklardan oluşan bir aile. Eğer insan kardeşinin görüşünden çok düşmanların / komşuların / arkadaşların görüşlerine değer veriyor; düşmanlarına empati kurmayı başarabilirken ailesindeki bireylere karşı acımasızca davranıyorsa o aile dağılmaya mahkumdur. Ailedeki bireylerden / büyüklerden birisinin çıkıp bu şekilde davranan çocukları terbiye etmesi gerekir. Aksi taktirde, tüm aile bireyleri yapılan bu hataların sonucuna katlanmak durumunda kalırlar. Bu benzetmeye göre Kürt meselesini yorumlamayı size bırakıyorum.

Maddelerden Biri



Yine Cihan Tuğal'dan bir alıntı yapalım. Kendisi Kürtlere verilen haklardan bahsettikten sonra, "Ama 2005'ten itibaren AKP, Güneydoğu'da askeri baskıyı artırıp şehirleri dev Türk bayraklarıyla donatarak Türk milliyetçiliğine doğru keskin bir dönüş yaptı." şeklindeki ifadelere yer veriyor.

Burada çok önemli bir değerlendirme eksikliği görmekteyim. Cihan Tuğal'un kendisi, bayrağımızın sadece bir ırkı temsil ettiğini düşünüyor olabilir. Hatta Osmanlı bayrağını da sadece Türklerin bayrağı sanıyor olabilir. Bulgaristan bayrağını da sadece Bulgarların bayrağı olarak görmesine şaşırmam. Ancak kendisi; Osmanlıdaki Yunanlıları, Bulgaristan'daki Türkleri, Amerika'daki Japonları düşünemiyor diye diğer insanların da düşünemeyeceğini beklemek yanlış olur. Bu konuda da kendisini uyarmak isterim.

Aslında ülkeyi dev Türk bayraklarıyla donatılarak yapılan, tüm Türkiye'yi bir arada tutmak için özel simgelerin oluşturulması / küçüklükten itibaren insanların bu birlikteliğe ve beraberliğe alıştırılmasıdır. Yazıda bahsedilenlerin tam tersine, Türk milletini diğerlerinden üstün görmek, ırk bataklığına saplanmak şu anki hükümet politikalarından oldukça uzaktır. Bu dediğimi hükümet tarafından yapılan çok sayıda konuşma ve eylemden çıkarmak mümkündür.

Burada yazımı kesmek zorundayım arkadaşlar: çoktan 1 saat okumaya, 2 saat eleştirmeye vakit harcadım bile. İleride vakit bulursam devam edeceğim, şimdilik aklımda kalan birkaç maddeyi daha kısaca özetlemekle yetineyim:
- İsrail ile aramız bozulduğunda askeri ilişkiler niçin bir süre daha devam ettirildi: Devletlerarası anlaşmaların devamlılılğı, belirli koşullara kadar verilen sözleri tutma eğilimi, Türkiye'nin diğer ülkelere karşı güvenilirliğinin sarsılmaması...
- Türkiye niçin diğer ülkelerin içişlerine karışıyor: Artık savaşlarla yönetilen değil, siyaset ve politikayla yönetilen bir dünyada / zamanda yaşıyoruz. Türkiye'nin savunması Misak-ı Milli sınırlarında başlamıyor. Avrupa'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Orta Doğu'da, Türk dünyasında, İslam dünyasında etkin bir rol aldığımız sürece sınırlarımızda herhangi bir güvenlik sorunu çıkmaz.
- Alıntı "Geçtiğimiz yıllarda büyüme rakamlarını yukarı taşıyan gayrimenkul ve kredi balonlarının sonsuza dek sürmesi beklenemez." bilimsellikten çok uzaklaşıp, eleştirel bakış açısını biraz abartmış. Buradaki yazım bilimsel olmadığından ben daha rahat davranabilirim ama kendisi köşe yazısı yazmadığından objektifliğini korumayı başarmalıdır. Kendisi tarihçiyken, ülkedeki ekonomistleri bile şaşırtacak yorumlara yer vermekten kaçınmalıdır.
- Arap baharı ve Türkiye'nin rolünden bahsettikten sonra, "Ama Türkiye bu yarılmaların dışında kalmak bir yana, politik kargaşa kendi sınırlarına yaklaştıkça kendi karmaşık etnik ve mezhep yapısında daha da batağa saplandı." şeklinde ifadeleri mevcut. Neye göre, kime göre, nasıl bataklar olduğu tamamen muallak konular. Sırf laf söylemek için yazılmış cümlelere benziyor.
- Suudi Arabistan ile diğer diktatörlüklerle kıyaslanması, Türkiye bu ikisine niçin farklı bakıyor? Ekonomi, askeri güç, Amerika'da bulunan mevduatlar, halkın hazır olması, ...

Kaynak: Cihan Tuğal: Arap Baharında Türkiye'nin Rolü: Demokratik Yeniçeriler Mi?


4 yıl 10 ay önce eklendi

Cumhurbaşkanlığı sistemine neden EVET demelisiniz? Cemaat abilerinden Fethullah Gülen'e Açık Mektup 'Çanakkele ve Birlik Ruhu' Başlıklı Hutbe Rusya'nın Türkiye'yi IŞİD'ten petrol almakla suçlaması Ülkemizde bedelli askerlik şartları nasıl olmalı? Cihan Tuğal: Arap Baharında Türkiye'nin Rolü: Demokratik Yeniçeriler Web sitenizden nasıl para kazanırsınız? Firefox işletim sistemini ilan etti Borsaya giren Facebook'un hedefi 100 milyar dolar Bulgar devine Türk talip Voyager-1 Güneş Sistemi'nin sınırına dayandı Yunanistan'ın AB'ye alınması siyasi karardı! Tuz Gölü, kan gölüne döndü! Bulgaristan'la ticaret 10 milyara çıkarılacak İngiltere'de 18 yaşın altındakiler için Porno yasaklanıyor! Bulgaristan Göçmenlerine İkamet İzni, İkametgah Tezkeresi Affı Gates'ten Türkiye'ye Libya tepkisi Almanya nükleerle vedalaşıyor Bulgaristan'da Türklere Karşı Asimilasyonun Başlangıcı Borsayı 7 bin 600 yabancı kontrol ediyor!
1
2
3
4
5
6
7