II. Abdülhamit Han ile ilgili olaylar

II. Abdülhamit Han ile ilgili olaylar

2. Abdülhamit ile ilgili olarak anlatılan akılalmaz olaylar

Mehmet Akif ve Camii'de Ağlayan Adam

Mehmet Akif, 2. Abdülhamit zamanında sürekli olarak ona muhalefet etmiş, onu eleştiren birisi olarak tanınmıştır. Hatta sürekli olarak inkılâb isteyen Akif'in, padişaha hakarete varan ifadeleri olmuştur. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci'nin "Akif'in Sultan Hamid'e Husûmeti nereden geliyor?" isimli makalesinden konuyu öğrenebilirsiniz. Aşağıda, Mehmet Akif'in hendi hatıralarında anlattığı bir anısını sizlerle paylaşıyoruz:

Mehmet Akif Ersoy, hergün sabah namazına Fatih camiine giderdi. Yine bir sabah namazında camide minberin yanında bir adam gördü. Adam kendini parçalarcasına ağlıyordu. Akif herhalde Allah korkusundan demiş ve ilişmemişti. Ertesi gün aynı adamı aynı yerde aynı halde görünce yanına yaklaştı ve "Kardeşim hayırdır bir derdin mi var?" dedi. Adam ilk önce söylemek istemesede Akif'in ısrarı üzerine anlatmaya başladı:

"Ben Osmanlı ordusunda 2. Abdülhamid Han'ın kumandanıydım. Aileminde tek çocuğuydum. Babam çok varlıklı biriydi ve birgün vefat etti. Bütün malı, mülkü de bana bıraktı. Eğer kumandanlığa devam etsem mal mülk yok olacaktı, çünkü ilgilenemeyecektim. Servetle ilgilenmek istesem kumandanlığı bırakmak zorundaydım. Karar verdim ve 2. Abdülhamid'e derdimi anlatır bir şekilde istifa mektubu gönderdim. Fakat istifam kabul edilmedi. Huzuruna çıktım derdimi anlattım bana ayrılma izni vermedi. Üçüncü kez kafaya koydum izin vermesede terkedecektim. Üçüncü kez huzuruna çıktım. Derdimi anlattım ve dedim ki; ya bana izin ver ya da ben gidiyorum. 2. Abdülhamid bana biz izin vermiyoruz ama gitmek istiyorsan da kapı orda dedi ve ben ayrıldım."

"Aradan bir müddet geçti. Bir gece rüyamda Peygamber Efendimiz'i (a.s.) gördüm. Arkasında 2. Abdülhamid Han (cennet mekan) ile Osmanlı ordusunu teftiş ediyordu. Sıra sıra teftiş ederek geliyordu ve en son bir alaya geldiler. Alayın askerleri dağılmış, disiplinsiz, tertipsiz bir şekilde duruyordu. Peygamber Efendimiz (a.s.) 2. Abdülhamid'e dönerek "Abdülhamid, nedir bu ordunun hali ?" deyince, 2. Abdülhamid dedi ki: "Efendim o alayın bir kumandanı vardı. Biz izin vermediğimiz halde bizi bırakıp gitti. Alay kumandansız kaldığı için de bu hale geldi." dedi. Efendimiz (a.s.) buyurdu ki: "Sizi terkeden bizi de terketmiştir, nereye istiyorsa gitsin". Ben ağlamayayım da kimler ağlasın?

Ve Mehmet Akif diyor: Yaşlı adam ağlamasına, inlemesine devam etti. Derdi büyüktü. Sessizce yanından uzaklaştım.

Zaten başka da yapabileceğim bir şey yoktu. Zira bu pir-i fan-i tesellisini EFENDİMİZ'den bekliyordu.

Kabul edildiği müjdesi gelmeden belli ki inlemesi dinmeyecekti.

Kaynak: Mehmet Akif Ersoy/Anıları 55 İbretlik Anı.

Sultan II. Abdülhamid Han'ın Torunu

Kalp Gözü ve Yavuz'un Türbedarı

Abdülhamid Han zamanında, Yavuz Sultan Selim'in türbesine bakan fakir bir insan varmış. Hizmetkâr, çok şiddetli geçim darlığı sebebiyle sıkıntılı anlar yaşamaktaymış.

Yine çok sıkıntılı olduğu bir zamanda, dayanamayarak türbeye hiddetle vurup şu sözleri söylemiş: "Bir de senin evliya olduğunu söylüyorlar? Yıllardır türbeni beklemekteyim; hâlâ yoksulluk içindeyim!"

Türbedarın bu durumundan habersiz olan Abdülhamid, hemen ertesi gün onu çağırtarak, bir yıllık ihtiyacını tamamen karşılamış.

Çünkü sultan gece rüyasında ceddi Yavuz Selim'i görmüş ve onun uyarısını alarak türbedarın durumundan haberdar olmuştu.

Kaynak: Nak. İbrahim Refik, Efsane Soluklar, İzmir, 1992, T Ö V Yay, s. 57.

Sakın Aleyhinde Konuşma! O, Veliydi…

Yazar Ahmed Şahin'in, Adıyamanlı merhum Mahmud Allahverdi'nin bizzat ağzından duyduğu şu yaşanmış hadise de, Sultan Abdülhamid'in "manevî hüviyetine" parlak bir ışık tutmaktadır:

"O günlerde ben de Sultan Abdülhamid aleyhtarı idim. Okulda anlatılanları gerçek sanıyor, aleyhinde bulunuyordum. Bir gün yine aleyhinde konuşurken, dükkânımdaki müşterinin biri bana çıkıştı: 'Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid aleyhinde konuşma. O büyük bir veli idi!'

Ben buna kızarak karşılık verdim: 'Kim demiş veli diye? Memleketi bu hale getiren o değil mi? Ben öyle rivayetlere kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi veli diye rivayet ediyor, kimi de deli diye…'

Yaşlı zat elindeki bastonuyla beni dürttü, belli ki kızmıştı: 'Bana bak, şimdi sana öyle bir olay anlatacağım ki, bu ne bir rivayet, ne de bir söylenti. Bizzat yaşadığım, şahit olduğum, başımdan geçen bir olay bu!'

Ben bu defa dikkat kesilmiştim. Çünkü işitme, söylenti falan değil, bizzat yaşadığı bir olayı anlatacaktı. Nitekim başladı da anlatmaya:

"Ben, sekiz yaşına kadar dilsizdim. Konuşamıyor, el-kol işaretiyle maksadımı anlatmaya çalışıyordum. Babam buna çok üzülüyor, ne yapacağını bilemez halde bulunuyordu. Gitmedik hoca bırakmadı, ama hiçbiri de fayda etmedi. Bir gün yaşlı komşumuz geldi, dedi ki: 'Seni çok üzgün görüyorum, üzülmekte de haklısın. Bir baba için yavrusunun dilsiz olması kadar üzücü bir şey olamaz. Sana bir çare söyleyeceğim. Bunu mutlaka yap!'

Babam ümitle gözlerini açıp dinlemeye başladı: 'Yarın şu yoldan Sultan Abdülhamid geçecek, oğlunu mutlaka karşısına çıkar ve ona dua ettir. Osmanlı sultanlarında yedi evliya derecesi vardır, ola ki şifa bula.'

Bu tavsiye babamın aklına iyice yatmış olacak ki, beklenen saatte yol üzerine çıktık, ümitle beklemeye başladık. Az sonra yaylı araba göründü, ama bizim ona yaklaşmamız mümkün değildi. İzdiham çok fazlaydı; uzakta kalışımıza çok üzüldük.

Fayton hizamıza gelince beklenmedik bir olay oldu. Ansızın durdu, içeriden başını uzatan Sultan Abdülhamid Han bize doğru bakarak seslendi: 'İhtiyar! Çocuğu getir, çocuğu!'

Şaşırdık. Babam heyecanla elimden çekerek beni kalabalığın içinden arabanın yanına götürdü, elimden tutup yukarı çıkardılar. Sultan, yanaklarımı okşadı, bir şeyler okuyor gibiydi. Az sonra bana: 'Beni tanıyor musun, ben kimim?' diye sordu.

Benim dilim tutuktu, cevap vermem imkânsızdı. Dilsizdim. O anda bir şeyler hisseder gibi oldum. Birden dilim çözüldü, cevap verdim: 'Sen bizim padişahımızsın!'

Bunun üzerine babam, 'Allah Allah!' diye feryadı bastı. Beni aşağı indirdiler. Ondan sonra bülbül gibi konuşmaya devam ettim. Dilimin açılması onun duasıyla oldu.

İşte evladım, bu olay bir söylenti falan değil, bir yaşamadır. Sakın ola ki, Osmanlı sultanları aleyhine konuşmayasın. Onlarda gerçekten yedi evliya derecesi vardı. Dilimin açılmasına sebep onun duasıdır. Ona hep Yasin okumaktayım."

Kaynak: Ahmed Şahin, Olaylar Konuşuyor, İstanbul, 1995, Cihan Yay.; Şahin, "Sultan
Abdülhamid Han Hakkında", Zaman Gazetesi, 26 Mart 1996.

Sultan II Abdulhamid Han'ın Mustafa Kemal'e sözü

Kadir Mısıroğlu'nun anlattığı haliyle, Mustafa Kemal Paşa'nın mezuniyeti sırasında 2. Abdülhamit'in kendisine "Yaa, sen demek geldin..." dediği olay.


9 ay önce eklendi

II. Abdülhamit Han ile ilgili olaylar Hentbol hakkında bilgiler Kısa kısa, monolog örnekleri Cumhurbaşkanlığı sistemi için getirilen yeni anayasa maddeleri Dalga boyu hesaplamasıyla ilgili örnekler Temre Duası Türkiye'nin en büyük 50 özel şirketi ve yıllık ciroları İzmir Fen Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Hocamız Muzaffer Karaaslan 2018 Mevlid Kandili ne zaman Mide yanması nedir, mide yanması nasıl tedavi edilir? Kudüs denilince Selahaddin Eyyubi Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatı ve Sanat Anlayışı Spor ile ilgili Atasözleri Okey nasıl oynanır ve okey kuralları nelerdir? PHP Cache hazırlama, sitenizin performansını arttırın Olimpiyat bayrağındaki 5 halka neyi ifade eder Engelli olmak nedir, özürlülüer kanunu İşyerinde uykunuz gelirse ne yapmalısınız? Çinli Bambu Ağacı Bağışıklık sistemi nedir, ne işe yarar?